7 Mayıs 2011 Cumartesi

İyi İnsan Olduk!


Geçen gün, “Sahi benim bir blogum vardı ne oldu ona?” diye sordum kendi kendime.  İş, güç, sıkıntı, hayal kırıklıkları, üzüntüler, sabun köpüğü kıvamındaki mutluluklar,kavgalar, ağlamalar, arkadaşlar, gezmeler, animeler, mangalar, Japonca dersleri, cartlar curtlar derken oturup adam akıllı yazı yazmaya fırsat mı kaldı?! Daha doğrusu oturup yazı yazmaya akıl mı kaldı?!

Sevgili blogum, senden ayrı kaldığım sürede üzerine afiyet derin bir bunalım dönemine girdim.  Henüz beni bu bunalımımdan çıkartacak bir güçle de karşılaşmadım.  Bu gücü kendi benliğimde arayıp küllerimden yeniden doğacağım hede.. hödö.. ööğğk! Böyle havalı laflar etsem ne sen inanırsın, ne de ben.  O yüzden, geçelim.

Balım blogum, bu ara ”iyi insan olma” üzerine kafa yormaktayım. 24 yıllık hayatımda iyi insan olmanın bana getirdiklerini ve benden götürdüklerini düşünüyorum.  Bir hesaplaşma içine girdim. Ha, bu hesaplaşmanın kime, neye faydası var? Hiç işte, tamamen can sıkıntısı!

İyi insan olduk, melek gibi kız dendi yediğimiz kazıklar bini geçti canım blogum. İyi insan olduk, aşk güzel şeydir dedik, bütün saflığıyla hediye ettiğimiz kalbimiz 463829 parça halinde önümüze atıldı. İyi insan olduk, başımız göre erdi, işyerinde arkamızdan dönmeyen dolap kalmadı. İyi insan olduk zamanında yarı yolda bırakan arkadaşlara yine kucak açtık, sonra baktık ki o arkadaşların yerinde yine yeller esiyor.  İyi insan olduk… Bu böyle uzar gider.

Böyle iyi insan olduk deyip bütün olumsuzluları serince “dark side” a transfer oldum sanma kaymaklı blogum.  “Benim kalbim bana yeter arkadaş, bu kalp bende oldukça yine seveceğim, yine güveneceğim, şansım varsa bu sefer değeri bilinecek!” gibisinden düşüncelerle, Ajda Pekkan şarkıları dinleyip, güçlü genç kadın imajı çizmeye çalışıyorum. İnanırsak olur bence! =)

Yani canım yandıkça inadına iyi niyetli olmaya devam etmeyi planlıyorum şerbet blogum. Böyle de bir sapığım işte. O kadar hesaplaşma yaptık, getiriler götürüler dedik, çıkara çıkara bu sonucu çıkardım. Hayatla kendi bildiğim yöntemle mücadele etmeye devam edeceğim. Bak bir anda nasıl gaza geldim! =) Yok, yok ben ağlamıyorum ki! Esnedim sadece.

O zaman halet-i ruhiyemi anladıysan, Nat King Cole'un Smile şarkısından bir kupleyle geri dönüş yazımı sonlandırıyorum kurabiyem blogum. “Smile though your heart is aching, smile even though it's breaking.” Ya da bunu beğenmediysen, “Ağlamak yok, gülmek var. Yarınlarda yarınlarda seni sevmek var." da diyebilirim. Hepsi aynı kapıya çıkar. Seç, beğen, al. =) Yok, yok ağlamıyorum, gözümü kaşıdım sadece…

1 yorum:

  1. Matte, Misu to Kōfuku = Jiyū :) tabi bir de Fenerbahçe! ...

    YanıtlaSil